Bir Mühendisin Gözünden Yaratıcı Yazarlık

in Steemit-Türkiye ☪4 months ago

image.png

Sanatçılar gizemli kişilerdir. Ya da en azından kendilerini öyle görürler. Bir sanat eseri yaratmak kolay iş değildir. Kötü, yetersiz, kalitesiz eserleri bile ortaya çıkarmak zordur, en azından cesaret ister.

Sanatsal yaratımın zorluğu analitik bir berraklık içinde açıklanamamasından kaynaklanıyor. Gücünü de buradan alıyordur belki. Birileri oturup birtakım görüntüler, olaylar, melodiler hayal ediyor ve bunu resme, yazıya, notaya dönüştürüyor. Mühendis bakış açısıyla kolay anlaşılır bir süreç değil bu. Hatta tümüyle anlaşılmaz bir durum.

Yazar olmaya henüz yeni mezun bir mühendisken karar vermiştim. Benim açımdan kolay bir süreç olmadı, çünkü sanatla ilgili bir çevrede değildim. Okuyup hayran olduğum yazarlar gibi olmak istiyordum, ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum.

Elinde çekiç olan biri her şeyi çivi olarak görmeye eğilimlidir. Serde mühendislik olunca ben de ister istemez yazma sürecini analitik olarak çözümlemeye çalışmıştım. Bir öykü ya da romanı parçalarına ayırdığımızda nasıl bir sonuca ulaşırız? Parçaların birbirleriyle ilişkisi nedir? Kullanacağımız öğeleri nasıl seçmeliyiz? Nasıl bir dil kullanmalıyız? Özetle, iyi yazmak için ne yapmak yapmak gerekir?

Her ne kadar çevremde danışabileceğim insanlar olmasa da yazı yazmaya heves ettiğim sırada neyse ki internet icat edilmiş durumdaydı. Bir kurgu eserin ana öğelerinin, hedefleri olan karakterler, ortam ve olay örgüsü olduğunu, bu arada içerikle birlikte biçemin de önemli olduğunu öğrenmiştim.

Okuduğum bazı kaynaklarda kurgu eserlerin bir matematiği olduğu söylenirken, bazı kaynaklarda ise sanatın hesaba kitaba gelmeyen bir şey olduğu öne sürülüyordu.

Hemen yazmaya girişmedim, zaten meraklı bir okur olduğum için büyük bir açlıkla elime geçen tüm kitapları okumaya başladım. Yeterince kitap okursam iyi yazmanın sırlarını öğrenebileceğimi umuyordum.

Bir noktada yeterince okuduğuma karar verip yazmaya ve yazdıklarımı yayıncılara göndermeye başladım. Aldığım ilk reddin gerekçesi kurgunun düzgün olmamasıydı. Daha sonra yazdıklarım çok şiirsel olduğu, çok samimi olduğu, edebi olmadığı, gerçekçi olmadığı gibi gerekçelerle reddedilmeye devam edildi. Bir kısım insanlar beğenmeye başlamış olsa da bugün yazdıklarımın edebiyat dünyasında halen tam olarak kabul gördüğünü söylememem.

Bu arada çok beğendiğim iki yazarın yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldım. Her ikisi de çok iyi yazarlardı ama nasıl o kadar iyi yazdıklarını açıklamak konusunda hiç iyi değillerdi. Yaratıcı yazarlığı hesaba gelmez, gizemli bir etkinlik olarak görüyorlardı. İyi yazmak konusunda bana hiç yol göstermediklerini söylersem haksızlık etmiş olurum. Birincisi bir metni tekrar tekrar yazmayı salık vermişti. İkincisi ise yazdıklarımızın birer iç dökmeye dönüşmemesi gerektiğini, klişelerden uzak durmamız gerektiğini ve diğer sanatları takip etmenin yaratıcı yazarlık becerilerini geliştireceğini ifade etmişti.

Aradığım cevap bir tür matematiksel fonksiyon ya da en azından kapsamlı bir reçete olduğu için yaratıcı yazarlık atölyesinde öğrendiklerim beni tatmin etmedi. Başarılı bir yazar olmanın sırları olması gerekirdi.

Herhangi bir işi iyi yapabilmek için o alanda yetenekli olmak ve çok çalışmak gerektiği çocuklar bile bilir. Ancak mühendis yanım ister istemez yeteneğin ne olduğunu ve nasıl ölçüleceğini, çok çalışmanın ölçüsünün ve şeklinin ne olduğunu sorguluyor.

Yıllar sonra Malcolm Gladwell'in tüm dünyada en çok satanlar listesine giren Outliers kitabı yayınlandı. Herhangi bir işi iyi yapmak isteyenlerin içini rahatlatan bir kitaptı bu, çünkü başarının sırrının çok çalışmak olduğunu ifade ediyordu. Bunun için bir mühendisi tatmin edecek biçimde bir rakam da veriyordu: 10.000 saat. Herhangi bir işi iyi yapabilmek için o konuyla en az 10.000 saat ilgilenmek gerekiyordu. Mesai saatleriyle ifade edecek olursak bu süre 5 yıla karşılık geliyor. Gladwell'in söylediğine inanmadım, öte yandan tümüyle reddetmedim de.

Gladwell'in hipotezini test etmek için Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Oğuz Atay, Aziz Nesin gibi çok beğendiğim yazar ve şairlerinin ürettikleri sayfa sayısını araştırmaya başladım. Çok zor bir araştırma olmadı, Aziz Nesin dışındakilerinin tüm kitaplarını okumuş durumdaydım. Nazım Hikmet çoğu şairin bir ömür boyu yazdığı şiirleri Memleketimden İnsan Manzaraları isimli 544 sayfalık ansiklopedik şiir kitabına sığdırmıştı ve tüm şiirleri ise 2054 sayfa tutuyordu. Orhan Pamuk ve Oğuz Atay'ın ortak özellikleri ilk yayınladıkları romanların 700 sayfanın üzerinde olmasıydı. Aziz Nesin ise 110 kitaplık erişilmesi epey güç rekorun sahibiydi.

Yazılan sayfa sayısıyla iyi yazmak arasında bir bağlantı olduğu kesindi. Bilimkurgunun devleri Isaac Asimov, Philip K. Dick ve Ursula K. Leguin de "biraz" fazla yazmış isimler. Yine de net bir kanıya ulaşmak için acele etmemekte fayda var. Belki de bu yazarlar çok yazdıkları için iyi bir yazar haline gelmemiş, zaten yetenekli oldukları için çok yazabilmişlerdir. Kitaplarını yayınlanma sırasına göre düşündüğümde sanatlarının zamanla olgunlaştığını fark ettim. Demek ki çok yazmak işe yarıyordu.

Çok okumak ve çok yazmak yazarlık becerisini geliştirmek için pek de pratik bir yol olmasa gerek, zira çok büyük emek ve zaman gerektiriyor, dolayısıyla bu gerçeği kabullenmem hiç de kolay olmadı.

Geçtiğimiz yıllarda yazmaya daha fazla vakit ayırmaya başladım. Daha fazla yazdıkça işimin kolaylaştığını, kullandığım dile, kurguya ve karakterlere hakim olabildiğimi gördüm. Malcolm Gladwell haklıymış galiba.

Görsel Kaynağı: https://pixabay.com/illustrations/paper-messy-notes-abstract-3033204/

Sort:  

Severek okudum yazınızı, basarınızın devamını dilerim🙏

Teşekkür ederim :)

Zevkle okudum, ilham kaynağı bir yazıyla karşılaştım.
Kaleminize, emeğinize sağlık. Başarılar dilerim :)