Gorgor'un Delileri

image.png

Cevo sabah okulun kapısında bana, “Havada tek bir bulut görebiliyor musun?” diye sordu.

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım, hava pırıl pırıldı. Bir anlık duraksamamdan yararlanıp koluma girdi ve beni okuldan uzaklaştırmaya başladı. “Dersler ne olacak?” diye sordum.

“Eller aya, biz yaya; gezelim biraz,” dedi Cevo.

Üç ay önce Neil Armstrong Ay’a ayak basmıştı; astronotlar Ay’da fink atıyorsa biz de en azından şehirde gezebilirdik.

İlk durağımız NATO üssünde görev yapan ‘Coni’lerin, Değirmendere’deki çöplüğü oldu. Çöplerin arasında yaptığımız hazine avı sonucunda Cevo, içinde üç dal sigara kalmış bir Pall Mall paketi buldu. Sigaralardan birer tanesini keyifle tüttürdük. Oradan yürüyerek Coni’lerin aileleriyle birlikte denize girdiği plaja doğru ilerledik. Trabzon’daki NATO üssünde çalışan Amerikalı siyahi askerlere ‘gündüz feneri’ diyorduk. Cevo’nun söylediğine göre amacımız ‘gündüz feneri’ görmekti; ama ben asıl amacının bikinili kızları seyretmek olduğunu biliyordum. Plajı çevreleyen dikenli tellerin gerisinden Coni’leri izlemeye başladık. Plajda ne bikinili kız vardı ne de ‘gündüz feneri’. İçerideki askerlerden biri, eliyle işaret ederek bizi yanına çağırdı. Cevo, hiç tereddüt etmeden dikenli tellerin üzerinden atlayıp askerin yanına gitti. Ben de onu takip ettim. Meğer bizi plajdaki portatif masa ve sandalyeleri taşıtmak için çağırmışlar. İşin sonunda güzel bir bahşiş alacağımızı umarak eşyaları büyük bir hevesle taşıdık. İş bittiğinde bize bira ikram ettiler. Cevo bira şişesini kafasına dikip tüm şişeyi tek seferde içtikten sonra vahşice geğirdi. Askerler, Cevo’nun deli olduğunu anlayıp güldüler. Verdikleri ikişer dolar bahşişi cebe indirip güle oynaya plajdan ayrıldık.

Sahil yolundan geçen bir kamyonun kasasına atlayıp Taksim meydanına çıktık. Önce sinemaya gittik, ardından güzel bir yemek yedik. Akşamüstü, aklımıza Gorgor’un delilerine bakmak geldi. Bu amaçla dükkânlarının bulunduğu Kunduracılar Caddesi’ne doğru yürümeye başladık. Çok acayip adamlardı bunlar, ne zaman dükkânlarının önünden geçsek onları caddeye bakan koltuklarında uyuklarken görüyorduk. Koltuklarının önündeki sehpada, içinde boş tabaklar olan tepsiler olurdu. Dükkânlarının önünden geçerken; bir şeylerden kuşkulanmış gibi birdenbire uyanıp delici bakışlarını üzerimize diktiklerinde çok korkardım. Koltuktan dışarıya doğru taşan kocaman göbekleri, diken gibi sakalları ve yağlı beyaz saçlarıyla korku filminden fırlamış gibiydiler. Dayımdan duyduğuma göre; Gorgor lakaplı zengin bir tüccarın oğluymuş bunlar. Babaları erkenden ölünce kendilerine miras kalan gayrimenkulleri, yıllar içinde parça parça satıp ömürlerini ağustos böceği gibi eğlenerek geçirmişler. En sonunda ellerinde sadece bu dükkân kalmış. Bu son mülkü de, her yıl bir karış olmak üzere, komşu dükkâna satıyor; aradaki paravanı her sene bir karış içeriye çekiyorlarmış. Öte taraftan para sıkıntısı çektikleri halde; hakkında çeşitli efsaneler dolaşan depolarının içindeki ıvır zıvırı satmaya kesinlikle yanaşmıyorlarmış. Mağazalarında, kutuları güneşten solmuş üç beş rulman dışında hiçbir şey yoktu. Bu mağazadan alışveriş yapmak bir yana dursun; içeriye adımını atan tek kişi bile görmemiştim. Gorgor’un delileri dükkânda yoktu; Cevo aralık kapıdan içeriye girdi ve kısa bir duraksamadan sonra dükkânın arka kısmında bulunan merdivenlerden aşağıya inmeye başladı. Plajda içtiğim biranın verdiği cesaretle ben de onu takip ettim. Mağazanın altındaki geniş depoda, koca koca elektronik aletler vardı.

“Bunları Coni’lerden çalmışlar,” dedi Cevo; ardından cihazlardan birinin üzerindeki bakır bobini incelemeye başladı. Eliyle cihazı işaret edip “Bundan en az iki kilo bakır çıkar,” dedi.

Gorgor’un delilerinin gelmesinden korktuğum için “Hadi gidelim!” dedim.

“Bi dakka!” dedi Cevo, cihazları bir kuyumcu titizliğiyle inceleyip hangisinden, ne kadar değerli metal çıkabileceğini hesaplamaya çalışıyordu. Yerel bir gazetede, NATO üssünden çalınan cihazlarla ilgili bir haber okuduğumu hatırladım. Coni’ler duruma çok sinirlenmiş ve validen, hırsızların bir an önce yakalanmasını istemişler.

Cevo, cihazların başında biraz fazla oyalanınca olanlar oldu. Merdivenlerde ayak sesleri duydum. Dönüp baktığımda Gorgor’un delilerinin delici bakışlarıyla karşılaştım. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. İki ihtiyar, bize belli belirsiz bir zafer duygusuyla bakıyordu. Sol yanağında, buruşmuş iğrenç bir ben olan diğerine, “Hamallarımızı bulduk,” dedi. İşaret ettikleri cihazları yüklenip fenerlerinin ucundaki ışığın gösterdiği tünele girdik. Tünelde ışık iyice azalınca ihtiyarlar bir de ışıldak çıkardılar. Tünel boyunca epey yürüdük. Sonunda denizin sesini duyduk, yer altından yürüyerek Ganita kayalıklarının altına çıkmıştık. Cihazları, tünelin sonundaki kapıdan geçerek ulaştığımız kontrol odasına bırakmamızı istediler. Cihazları bırakır bırakmaz Cevo ihtiyarlardan birine saldırdı. O arbedede, saçını çekerek dize getirmeye çalıştığı ihtiyarın kafa derisi elinde kaldı. Meğer maskenin altında kalan derisi, parlak mavi pullarla kaplıymış. Gaza gelerek ben de diğer ihtiyara saldırmaya yeltendim. Ağzından, bana doğru ateş püskürttüğü için korkarak geriye çekildim. Cevo, elinde ihtiyarın maskesiyle, benimkinin ağzından çıkardığı ateşe bakakaldı. Ağızdan ateş çıkarmanın işe yaradığını anlayan diğer yaratık da aynısını yaptı. Cevo ellerini teslim olduğunu ifade eder biçimde havaya kaldırdı. Kimlikleri açığa çıkınca benim ihtiyar da maskesini çıkardı. Kuşla yılan arası, tuhaf yaratıklarla karşı karşıyaydık.

“Oğlum bak, akıllı olun!” dedi Cevo.

Yaratık, radyo spikeri sesiyle “Sende akıl olsaydı depomuza izinsiz girmezdin,” dedi.

Cevo, “Bugün gündüz feneri göremedik; ama sizinle müşerref olduk,” diye karşılık verdi.

“Arkadaşımızın kusuruna bakmayın, bazı fevri davranışları olabiliyor; bizi evden beklerler, işimiz bittiyse biz gidelim artık,” dedim.

Yaratıklar kapı gıcırtısına benzer bir ses çıkararak güldüler. Daha uzun boylu olanı birden ciddileşerek “Ay’a ayak basmayacaktınız,” dedi.

“Biz yapmadık, Coni’ler yaptı,” dedi Cevo.

“Biz müsaade isteyelim, sizin işleriniz vardır; kimseye bir şey söylemeyiz, zaten söylesek de inanmazlar,” dedim.

Bizi, kumanda masasının önündeki koltuklara oturtup parmaklarının ucundan çıkardıkları yapışkan ağlarla bağladılar. Cevo kendisini bağlayan yaratığa “Akıllı ol, mavi örümcek!” dedi.

Yaratık Cevo’ya, “Ay’ın karanlık yüzünde sizi misafir edeceğiz,” diye cevap verdi.

Ay’a seyahatin söz konusu olduğunu duyunca “Sizin ağzınızı kırarım, bırakın bizi,” diye bağırdım; ama pek oralı olmadılar.

Hemen sonra girdiğimiz odanın, tünele açılan kapısı kapandı ve içinde bulunduğumuz oda, denizin içinde ilerlemeye başladı. Yuvarlak pencerelerden suyun içinde ne kadar hızlı ilerlediğimizi görebiliyordum. Üzerimize ördükleri yapışkan ağ leş gibi kokuyordu. Bir demetini avcumun içine alıp yuvarlamaya başladım, ısındıkça eridiğini fark ettim. Üzerime sarılı olan ağı bu yöntemle kat kat açmaya başladım. Çok geçmeden içinde bulunduğumuz gemi, altında bir füze varmış gibi suyun altından çıktı ve göğe doğru yükselmeye başladı. Yaratıklar, dünyadan ayrılmanın verdiği rahatlıkla uykuya daldılar. Dönüp Cevo’ya baktım, kırda gezintiye çıkmış gibi sırıtıyordu.

“Havada tek bir bulut görebiliyor musun?” diye sordum.

“Gece oldu artık,” dedi.

Bir an aklıma annem ve platonik aşkım Perihan geldi. Artık ağları büyük ölçüde çözmüştüm, geri kalanları kopararak yerimden fırladım; kumanda tablosundaki düğmelere rastgele basmaya başladım. Tümünü deneyip hala yükselmeye devam ettiğimizi görünce panikleyip kumanda masasını tekmelemeye başladım. Tekmelerken ayağım galiba bir tuşa denk geldi. Yükselişimiz önce durdu, ardından serbest düşüşe geçtik. Yaratıklar uyumaya devam ediyordu. Dönüp koltuğuma oturdum ve başımıza gelecekleri beklemeye başladım. Araç, deniz seviyesine yaklaştıkça yavaşladı ve suya dokunur dokunmaz üst kapağını açıp hepimizi havaya fırlattı. Çıkardıkları seslerden ve yaptıkları saçma hareketlerden anlaşıldığı kadarıyla yaratıklar yüzme bilmiyordu. Çaresiz birkaç çırpınıştan sonra Karadeniz’in sularına gömüldüler.

“Akıllı olmak lazım,” dedi Cevo.

“Annemler bizi merak etmişlerdir,” dedim.

Şehrin ışıkları epeyce uzaktaydı; ama herhalde sorun olmazdı, sahile doğru yüzmeye başladık.

Görsel Kaynağı: https://pixabay.com/photos/moon-full-moon-sky-night-sky-lunar-1859616/