En Çok Sevdiğim Bilimkurgu Filmleri

in #trlast month

image.png

En çok beğendiğim filmlerin ortak noktası başka bir dünya, kendilerine has bir ortam yaratabilmiş olmaları. Hemen başlayalım:

Blade Runner(Bıçak Sırtı): Terminator ve Matrix filmlerinin atası sayılabilecek bu karanlık filmde Harrison Ford haklarında yakalama emri çıkarılmış olan androidlerin peşine düşüyor. Karanlık, bunalımlı atmosferi, varoluş sancıları çeken hüzünlü androidleri, terminator filmlerinin habercisi sayılabilecek muhteşem aksiyon sahneleri, grotesk yan karakterleri ile Bıçak Sırtı sadece benim kişisel listemde değil, birçok bilimkurguseverin listesinde en üst sırada yer alıyor. Ridley Scott'un yönettiği bu 1982 yapımı film cyber-punk akımının öncü eserlerinden biri olarak sayılıyor.

Gattaca: Başrollerini Uma Thurman ve Ethan Hawke'ın paylaştığı 1997 yapımı film insanların DNA testinden geçerek tüm yetenek ve hastalık eğilimlerinin okunabildiği bir zamanda geçiyor. Çocuklara eğitim öncesinde uygulanan DNA testi, DNA'sı doğuştan mükemmel olmayanlar üzerinde bir tür faşizm yaratıyor. DNA testi uyarınca temizlikçi olarak kategorize edilmiş olan Vincent Freeman isimli karakter uzay seyahatlerinde iş bulmak üzere sistemi yanıltmaya girişiyor. Fütüristik bir mimariyi yansıtan görüntü yönetimi, nefis okyanus sahneleri, sürükleyici konusu, usta işi kurgusu, başarılı oyuncuları ile keyif ve ibretle seyredilebilecek klasik bir bilim kurgu filmi.

Dark City(Karanlık Şehir): Kafkavari bir mimari ortamda, Gotham city benzeri bir sehirde, cinayet işlediğinden kuşkulanılan hafızasını kaybetmiş bir adamın hikayesi. Alex Proyas'ın yönettiği 1998 yapımı film, karanlık grotesk atmosferi, sürprizli sonu ile Matrix'den bir yıl önce çekilmiş, asla Matrix kadar popüler olamamış, ancak Matrix ayarında bir sanat eseri olarak karşımıza çıkıyor.

Equilibrium(İsyan): Büyük bir yıkıma yol açan 3. dünya savaşı sonrasında, yeniden savaş çıkmaması için herkes düzenli olarak ilaç almakta, böylece duygular sindirilmektedir. Rasyonel bir düzen kurulmuştur, düzene muhalif olanlar acımasızca ezilmektedir. Aksiyon dozu yüksek olan bu 2004 yapımı film bilim kurgu filmlerinin en cazip yanlarından biri olan fütüristik bina mimarileri açından da cazip bir seyir imkanı sunuyor.

City of the Lost Children(Kayıp Çocuklar Şehri): Marc Caro ve Jean-Pierre Jeunet ortaklaşa yönettiği bu 1996 yapımı Fransız filmi görülebilecek en değişik filmlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Rüya göremediği için çocukları kaçırıp rüyalarını çalan bir adam, Kafka'nın öykülerinden fırlamış gibi görünen hareketleri birbirine karışan ikizler, karanlık sürreel bir masal atmosferi.

Abre Los ojos(Aç Gözünü): Ispanyol yönetmen Alejandro Amenebar'ın 1997 yapımı filmi 'Aç Gözünü' öldükten sonra dirilmeye ilişkin bir film. Penelope Cruz güzelliği ile filmin egzastrik atmosferine çok önemli bir katkı yapmıştır.Insanı irkilten, kendinden alip baska diyarlara goturen bir filmdir.2001 yılında Vanilla Sky adıyla Tom Cruise, Penelope Lopez ve Cameron Diaz'ın başrollerini paylaştığı bir yeniden çekimi de gerçekleştirilmiştir.Her iki versiyonu da güzel olmakla birlikte 1997 yapımı Ispanyol versiyonu daha fazla tavsiye olunur.

Truman Show: Usta oyuncu Jim Carrey'in adeta bir oyunculuk resitali sergilediği, 90'larin bir kabusa benzeyen medya ortamını cok güzel eleştiren bir film, filmin son sahneleri olağanüstü güzelliktedir.

28 Days Later(28 gün sonra): Ölümcül bir virüsün yarattığı salgın sonucu insanların büyük çoğunluğu ölmüş, tüm dünyada yaşam adeta durmuştur. Film insanı irkilten boş Londra manzaraları eşliğinde başlar ve İngiltere kırsalında devam eder. Boş Londra sokaklarını içeren manzaralar olağanüstü etkileyicidir. Ingiliz yönetmen Danny Boyle'un 2003 yapımı filmi insanı düzen ve kaos üzerine, otorite üzerine düşünmeye teşvik eden, bir yönüyle karanlık karamsar bir filmdir.

The Prestige(Prestij): Efsanevi Memento filminin yönetmeni Christopher Nolan'ın 2006 yapımı filmi 'Prestij' sihirbazların dünyası ve aralarındaki rekabet üzerine bir film. 19. yüzyıl Londra'sında geçen filmin müthiş bir finali var. Zekaya ve yaraticiliğa övgü mahiyetinde bir film.

Battle Royal(Ölüm Oyunu): 2000 yapımı bu filmde 21. yüzyılın başlarında Japon hükümeti adına çalışan bir komite 42 adet lise ögrencisini bir adaya götürür ve 3 gün boyunca birbirlerini öldürmeye zorlar; sınıf arkadaşları birbirini öldürür, cüretkâr, çok orjinal bir Japon filmidir.

Star Wars, Terminator, Alien, Back to the Future(Geleceğe Dönüş), Matrix, Planet of Apes(Maymunlar Cehennemi) gibi klasik bilim kurgu film serilerine listemde çok bilindikleri için yer vermedim, ancak elbette bu filmlere saygım sonsuz.

Görsel Kaynağı: pixabay.com