Mutluluk Küresi - Bilimkurgu Öyküsü

in #trlast month

image.png

Sabah uyandığımda yatağımda yalnızdım. Geceyi birlikte geçirdiğim kız erkenden kalkıp evi terk etmiş olmalıydı. Kalkıp yatağın kenarına oturdum, kafamın içindeki yaşam kayıt cihazından önceki gecenin görüntülerini çağırdım. Sevişirken kızın yüzünde oluşan şaşkınlıkla karışık mutluluk ifadesi tam da hatırladığım gibiydi. Görüntüyü “yüz ifadeleri” klasörüne ekleyip kalktım, yüzümü yıkadım, kendime bir kahve hazırladım ve oturma odasındaki masanın başına geçtim.

Dalgın bir halde haberlere göz atarken kafamın içinde ülkenin en büyük şirketi olan Algora’nın cıngılı yankılandı. Sorumsuzluğuyla ün salmış benim gibi bir adamın bile bu cıngıla kayıtsız kalması söz konusu olamazdı. Gelen mesaj tam olarak şöyleydi: “Bugün saat 11:30’da aşağıdaki kullanıcı adı ve şifreyi kullanarak belirtilen adrese bağlanın. Size bir teklifimiz olacak.”

Kafamın içindeki sanal asistana derhal ablamı aramasını söyledim.

-Alo, abla.

-Günaydın Ilgar, sen bu saatte uyanır mıydın?

-Evet, bazen. Seninkiler mesaj yollamışlar.

-Seninkiler derken?

-Algora beni görüşmeye çağırdı.

-Abla sözü dinlemek işe yarıyormuş, değil mi?

-Aslına bakarsan şirkete başvurmamıştım.

-Ah Ilgar ah, 25 yaşına geldin ama aklın hâlâ bir karış havada.

-Paraya ihtiyacım olduğunu öğrenmişler galiba.

-Seninle görüşecekleri için nasıl da heyecanlıdırlar şimdi.

-Doğru dürüst bir şey teklif ederlerse kabul ederim.

-Lütfedersin Ilgarcığım.

-Dikkat etmem gereken bir şey var mı?

-Görüşme sırasında ukalalık yapma. Kılık kıyafetin de düzgün olsun.

-Bu mudur yani? İnsanlar bu devirde hâlâ böyle mi değerlendiriyor?

-Görüşmeden çıkar çıkmaz beni ara.

Banyoya gidip aynanın karşısına geçtim. Bir an çenemin altından iki yana birer hilal gibi kıvrılan sakallarımı kesmeyi düşündüm. Böylesi bir hareket görüşmeyi gereğinden fazla önemsediğimi gösterirdi, dolayısıyla sakalımı kesmekten vazgeçtim. Üzerime sarı renkli, önünde ejderha kabartması olan tişörtümü geçirdim ve dışarıya çıktım. Sokakta bir temizlik robotu kaldırımın köşesinde döngüye girmiş, kendi etrafında durmaksızın dönüyordu. Ayağımla iterek robotu döngüden kurtardım ve yoluma devam ettim. Yol üzerindeki otomattan Fresha marka ‘ultra canlandırıcı iksir’ aldım. İçinde parıltılı parçacıklar olan iksiri başıma dikerek içtim ve iki sokak ötedeki sanal gerçeklik merkezine doğru yürümeye başladım.

‘Serbest Düşüş’ isimli sanal gerçeklik merkezinde bir masa kiraladım ve hazır parasını vermişken galaksinin merkezindeki kara deliğin içinde geçen oyunu oynamaya başladım. Tüm karakterlerin spagetti çubukları gibi uzadığı bu macera oyunu beni sarmıştı doğrusu, kafamın içindeki bilgisayarla sanal gerçeklik merkezinin senkronizasyonu mükemmeldi. Burada oyun oynamayı daha önce nasıl akıl edememiştim?

Algora’nın cıngılı kara deliğin içindeki mor renkli uzayın uğultusunu bastırınca titreyip kendime geldim ve oyundan çıkarak Algora’nın sistemine bağlandım. Karşımdaki elma yanaklı teyzenin yüzünde oyun parkındaki çocukları izleyen bir yetişkinin hoşgörülü gülümsemesi vardı.

“Merhaba Ilgar, oyun güzel miydi?” diye sordu kadın. Başındaki sivri uçlu şapka ve yanaklarında dönen ying-yang sembolleriyle bir iş kadınından çok sahne sanatçısını andırıyordu.

“Mükemmeldi, buraya daha önce gelmeliymişim,” diye cevap verdim.

“Böyle bir buluşa vesile olduğumuz için memnun oldum. Mesajda belirttiğimiz gibi sana bir iş teklifi yapacağız, ancak öncesinde bir soru sormak istiyorum: Neden Algora’ya iş başvurusunda bulunmadın?”

“Kabul edilmeyeceğimi düşündüm herhalde.”

“İnternetten derlediğimiz veriler özgüveninin ortalamadan üç standart sapma kadar yüksek olduğunu gösteriyor.”

“Benim de merak ettiğim bir konu var. İzninizle sormak istiyorum. Başvurmadığım halde beni neden görüşmeye çağırdınız?”

“Meraklı bir tipsin. Bu iyi. İlgi ve meraklarının peşinden tutkuyla koşuyorsun. Bu da iyi. Dik başlısın ve hoşlanmadığın işleri yapmak istemiyorsun. Bu iyi değil. Vasat notlara sahip zeki bir öğrenciymişsin. Vasat notlar motivasyonla ilgili, halledilebilir. Enerjin yüksek, tutkulusun, ama ateşli yapın savrulmalara, irrasyonel kararlar almana yol açabilir.”
“Falıma bakılıyormuş gibi hissettim.”

“Sana teklif edeceğimiz iş mutluluk küresi projesiyle ilgili. İnsanların basit problemleri halledecek bir mutluluk danışmanı üretmeye çalışıyoruz, ancak elde edilen ilk sonuçlar umut verici değil.”

“Benden çıkmaza girmiş bir projeyi kurtarmamı istiyorsunuz.”

“Bunu yapabilir misin?”

“Denerim. Zor bir görev. Hoşuma gitti.”

“Algora’nın 12 milyonu aşan çalışan ordusuna katılmış oldun. İşin resmiyete dökülmesi için yerine getirmen gereken formaliteler var. Bunları birkaç gün içinde halledip Pazartesi günü işe başlamanı rica ediyorum.”

İzleyen günlerde Algora’nın insan kaynakları yönetimi tarafından çok sayıda testten geçirildim, üç ayrı mülakata katıldım ve ying-yanglı teyzenin müjdelediği üzere işe girmeye resmen hak kazandım.

Pazartesi günü Algora ana kampüsünün kapısında beni Gayret Temizel’i yürürken gösteren hologram karşıladı. Algora’nın kurucusu ve ilk başkanı olan Gayret Temizel kısa boylu ve kel kafalı bir adamdı. Üç yıl önce 88 yaşındayken vefat ettiğinde şirketi fiilen yönetir durumdaydı. Beynine daha fazla yer açmak istercesine öne çıkmış anlı, pırıltılı yeşil gözleri ve yürüyüşündeki enerji beni etkilemişti. Bu hayranlıkta dünyayı ziyaret eden uzaylılardan aldığına inanılan gizemli bilgilerin de payı vardı. Bu mesele yıllardır gizemini koruyordu. 52 yıl süren yönetiminde Algora’yı dünyanın sekizinci büyük şirketi yaparken Türkleri de yeniden Balkanlar ve Ortadoğuda hâkim güç haline getirmişti. Bu arada diğer dünya devletleri gibi Türkiye Cumhuriyeti de zayıflamış, kraliyet ailesinin İngiltere’deki siyasi konumuna benzer biçimde sembolik işlevler üstlenmişti. Şirketlerin dünya üzerindeki hakimiyeti öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki liberaller rüyalarında görseler uyanıp göbek atmaya başlarlardı. Bu arada dünya cennete dönüşmediği gibi kıyamet de kopmamıştı.

Gayret Temizel’in hologramının yanından geçerek ağaçlar arasında ilerledim. Üniversite kampüsüne benzeyen Algora yerleşkesinde psikososyal araştırmalar bölümüne ulaşmak için epeyce yürümem gerekiyordu. Neyse ki kenardaki elektrikli kaykaylardan birine binmeyi akıl edebildim, aksi halde ilk mesaime geç kalmam işten bile değildi.
Psikososyal araştırmalar bölümünde beni Ezgi adında ufak tefek bir kız karşıladı. Ezgi hiç susmadan konuşmayı başarabilen tiplerdendi, bana büyük bir heyecanla Algora hakkındaki bilgiler aktarırken başının üzerinde üç ayrı koni oluşturan saçları hacıyatmazlar gibi sallanıyordu.

Üçüncü iş günümde nihayet sıra mutluluk küresine gelebildi. Konu hakkında katıldığım ilk toplantıda tartışmaları bir süre dinledikten sonra içimden yöntemlerine itiraz etmek geldi: “Biri bana mutluluğun nasıl ölçüldüğünü ve hangi faktörlerden etkilendiğini anlatabilir mi?”

Sanki onlardan milkshake tarifi istemişim gibi şaşkınlıkla yüzüme baktılar. Neden bu kadar şaşırdıklarını anlamadığımı belirtecek biçimde yüzlerine tek tek baktım.

Yaşlılıktan küçülmüş kafasına eski model bir kulaklık takmış olan Halil Bey “Böyle karmaşık bir konunun dakikalar içinde anlatılabileceğini sanmıyorum. Bunun mümkün olabileceğini düşünmeniz beni şaşırttı” dedi. Ardından diğerlerine ‘burada kimlerle uğraşıyoruz’ der gibi bir bakış attı.

Onu tahrik edip konuşmasını sağlamak için “Bence konuya onu özetleyebilecek kadar hakimsinizdir” dedim.

Saçlarını tepesinde bir gökkuşağı oluşturacak biçimde toplamış olan Özlem Hanım hoşgörülü bir gülümsemeyle “Gençler meseleleri basite indirgemeye eğilimli oluyor” dedi. Dönüp ona ‘ne olmuş yani’ der gibi baktım. İki yıldır uğraşmalarına rağmen mutluluk küresini hâlâ ortaya çıkaramamışlardı ve buna rağmen burunlarından kıl aldırmıyorlardı.

Halil Bey lütfeder gibi konuşmaya başladı; konuştukça açıldığını ve heyecanlandığını memnuniyetle fark ettim.

“Mutluluk sübjektif olduğundan insanlara sorarak ölçüyoruz. Yanıt sürelerinden ve beyin dalgaların deseninden doğruyu söylemediğini anladığımız katılımcılara ek doğrulama soruları da soruyoruz. Mutluluğu etkileyen faktörler ülkeye, kültüre, yaşa, cinsiyete göre değişiyor. Hatta diyebilirim ki mükemmel bir temsil için dünyadaki her insan için bir model oluşturmalısınız. Tabii mutluluğun beklentiler ve gerçekleşmeler ilgili olduğunu unutmamak gerekir. Ve zamanla neredeyse anlık olarak değişen bir olgudan söz ediyoruz. İnsanlar farklı yaşlarda farklı beklentilere sahip oluyorlar, ancak ortak temalar da var elbette. Sevmek, sevilmek, özgüven, başkaları tarafından önemsenmek gibi. Düşük gelir seviyelerinde maddi olanaklar önemliyken gelir yükseldikçe yaratıcı işler yapmak, gezip tozmak gibi faktörler önem kazanıyor. İnançlı olmak son derece önemli, zira huzurun mutluluk gibi her seferinde yeniden kazanılması gerekmiyor. Sağlık gibi değeri kaybedildiğinde anlaşılan, eski dost ve sevgililer gibi sadece mutsuzluk anlarında hatırlanan faktörler var. Bazıları şükretmeyi bilecek sağduyuya sahipken bazıları mutsuzluğu özellikle kovalıyor gibi görünüyor. Toplumsal eşitsizlikler, adaletsizlikler insanların mutsuz olmasına yol açıyor. Bütün bu değişkenleri dikkate alan bir model oluşturduk ve modelin ürettiği tavsiyeleri test kullanıcılarıyla paylaştık ancak ortaya çıkan ürün beğenilmedi, hatta insanlara antipatik geldiğini söyleyebilirim.”

Sözünü ettiği faktörler mantıklı görünüyordu ve modeli doğru kurduklarından kuşku duymuyordum, ancak daha temel bir meseleyi gözden kaçırıyor olmalıydılar. Beni daha dünkü çocuk ve sıradan bir genç olarak gördüklerini bakışlarından anlayabiliyordum, meydan okurcasına “Mutluluk hakkında sorulması gereken tüm soruları sorduğumuza emin miyiz?” diye sordum.

“Bizler bilim insanıyız. Böyle bir soruya ‘evet’ yanıtını vermemiz mümkün değil” dedi gökkuşağı saçlı Özlem Hanım.

Benden birkaç yaş büyük olduğunu tahmin ettiğim sivilceli genç oturduğu koltukta huzursuzca kıpırdandı. Söylemek istediği bazı şeyler olduğunu ancak bunları ifade etmek konusunda kararsız olduğunu tahmin ettim. Dönüp ona bakarak

“Siz ne düşünüyorsunuz?” diye sordum. Üzerinde toplanan bakışlarından fazlasıyla rahatsız olmuştu, sanki sahneye çıkıp şarkı söylemesini ya da sevdiği kıza açılmasını istemişim gibi kulaklarına kadar kızardı.

Gökkuşağı saçlı kadın onu cesaretlendirmek için “Canberkciğim, bu konudaki düşüncelerini duymak bizi memnun eder” dedi.

“Bunlar benim işim değil. Yapmaya çalıştığımız şeyin mümkün olduğundan emin değilim. Yani bütün bunlar çok saçma.

Mutluluk derken aslında insan ruhunu çözmeye çalışıyoruz. Daha alçakgönüllü olmamız gerekmiyor mu?” dedi.
Eğer yanlış hatırlamıyorsam Canberk yazılımcıydı ve bir ara yaşadığı ağır depresyon nedeniyle işe ara vermek zorunda kalmıştı. Bir başkasının söze girmesini umarak bir süre sustu, saçlarını düzeltti ve ilham gelmiş gibi yeniden konuşmaya başladı.

“Bu projeyi gerçekten saçma buluyorum. İnsanlar nasihatlerle mutlu olabilseydi olurlardı herhalde. Yani insanların aptal olmadığını kabul etmemiz gerekir. İnternette arama yapmayı herkes biliyor. Mutluluğun sıfır toplamlı bir oyun olabileceğini dikkate almalıyız. Daha güzel, akıllı, zengin insanlar var. Şeytan tüyüne sahip olanlar, uyanıklar, gönül almayı bilenler. Sıfır toplamlı oyunlarda birileri kazanırken başkalarının kaybetmesi gerekir. Rekabetçi bir toplumda yaşıyoruz. Birileri ister istemez geride kalmak zorunda. Kapitalist kültür herkesi her dakika daha fazlasını istemeye sevk ediyor. Böyle bir düzende mutlu olmak mümkün mü?” dedi Canberk ve yüzüne düşmüş saç tutamlarını çekiştirmeye başladı.

“Halının altına süpürülen gerçekleri nihayet konuşmaya başladık” dedim.

Özlem Hanım birden ayaklanarak “Verimli bir tartışma oluyor, ancak burada kesmek zorundayız” dedi. Şaşkınlıkla yüzüne baktığımı fark edince “Araştırma şirketinden beklediğim uzmanlar gelmişler” diyerek durumu açıkladı.

Öğleden sonra meşhur mutluluk küresinin prototipini elime alıp inceleme olanağı buldum. Cihazla bir süre konuştuktan sonra sıkılıp bir kenara koydum. Futbol topu büyüklüğündeki prototip akademik laflar eden tipik bir konuşma botuydu; yere koyup şut çekebilsek bence daha faydalı olurdu. Görüşlerimi isminin proje liderimiz Özlem Hanımla paylaşınca yüzüme ters ters baktı. Bu sefer saçlarını sarmal bir biçimde toplamıştı ve görünmez bir hologram yansıtıcı sayesinde samanyolu galaksisini başının üzerinde taşıyormuş gibi görünüyordu.

İşten atılma riskini göze alarak “İnsanların mutlu olmasını istiyorsak tekelci şirketler düzenini yerle bir etmeliyiz” dedim. Gözlerinde beliren öfke kıvılcımları tarifsiz güzellikteydi. Kafamın içindeki bilgisayara bu görüntüyü “yüz ifadeleri” klasörüne eklemesi yönünde talimat verdim. Özlem Hanım sözlerimin cevap vermeye değmeyeceğini belirten bir jestle kalkıp yanımdan ayrıldı.

Akşamüstü Canberk’in benimle arkadaşmış gibi bir görüntü vermek istemediğini fark ettim. İşe yeni başlamış olmanın heyecanından dolayı fazla ileri gitmiştim galiba. Muhtemelen beni çoktan deli kategorisine koymuşlardı, nasıl bir kafa yapısına sahip olduğum konusundaki meraklarını tatmin ettikten sonra muhtemelen beni işten çıkarırlardı. İşten çıkarılırsam siyasi görüşlerim nedeniyle ayrımcılığa uğradığımı ileri sürerek mahkemeye başvurabilir miydim? Yıllar önce özelleştirilen mahkemeler Algora tarafından yönetiliyordu ve verdikleri adil kararlarla ünlüydüler. Mahkemeler Algora aleyhine de yüzlerce karar vermişlerdi ve şirket bunu halkla ilişkiler malzemesi olarak tepe tepe kullanmaktan geri durmamıştı. Yaptığım bu küçük muhasebeden sonra onların benden korkması gerektiği noktasına ulaştım.
Bence insanların mutlu olamamasının sebebi masumiyetlerini kaybetmeleriydi. Samimiyet nadir görülen bir kuş haline gelmişti, bu durum yetişkinler dünyası için hele fazlasıyla geçerliydi. Canlandırdıkları karakterlere benzeyen oyuncular gibi maskelerinin tutsağı olmuşlardı.

Söylediğim onca olumsuz şeye rağmen bütün öğleden sonramı mutluluk küresi hakkında fikir geliştirerek harcadım. Mutluluk küresine insanların sempati duyacağı bir kişilik kazandırılması faydalı olabilirdi. Mutluluk küresi bir öğretmen gibi değil de cin fikirli bir arkadaş gibi olmalıydı. Kendisiyle arasına mesafe koyabilmeli, bazen kendisiyle dalga geçebilmeliydi.

Akşam evde yatmaya hazırlanırken Algora’nın cıngılını duydum. Çağrıya cevap verince gözümün önünde Gayret Temizel’in görüntüsü belirdi. Güneşli bir kumsalda şezlongunun arkasına yaslanmış, üzerinde minik bir şemsiye olan içkisini yudumluyordu. Kafamın içindeki bilgisayarın retinama yansıttığı görüntünün gerçek olmadığını biliyordum. Yine de uzandığım kanepede doğrulup oturma ihtiyacı hissettim.

Gayret Temizel’in simülasyon görüntüsü “Şirketimiz hakkında dostça duygular beslemediğini duydum” dedi. Adamı mezarında bile rahat bırakmamış, zihnini bilgisayara aktarıp konuşma botuna dönüştürmüşlerdi.

“Yani aslında tam olarak öyle değil. Şirketin verdiği görevi biraz geniş yorumlamışım,” diye cevap verdim.

“Otoriteden kimse hoşlanmaz, ama dünyaya birilerinin işleri yürütmesi gerekiyor” dedi Gayret Temizel.

“Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Size derin bir saygı beslediğimi bilmemizi isterim.”

“Şu anda yüzü aşkın şirket çalışanıyla aynı anda konuşuyorum. Sanallaştırılmış bilincin avantajları bunlar. Henüz çok gençsin. O nedenle seni yargılamıyorum. Hatalı işler yapıyor olabiliriz. Ama seni temin ederim ki sorumluluk taşıyan herhangi bir yönetimin hata yapması normaldir. Artılarını ve eksilerini birlikte değerlendirdiğimde Algora’nın hâlâ iyi iş çıkardığını düşünüyorum.”

“Daha özgür ve adil bir dünya kurmanın hayalini kurdunuz mu hiç?” diye sordum.

“İdeallerden çok gerçeklerle ilgili oldum. Daha doğrusu gerçekleştirebileceğim hayallerle. Tabanda düzene karşı tepki biriktiğini görebiliyorum. Anarşist düşünceler gençler arasında tarihte hiç olmadığı kadar popüler. Sen de muhtemelen o rüzgârdan etkileniyorsun. Esas olan hizmet etmektir. Algora’daki işine dört elle sarıl. Devrimin koşulları oluştuğunda önünde zaten hiçbir güç duramaz.”

“Benim gibileri şirketlerinize alıp pasifize ediyorsunuz.”

Gayret Temizel içki bardağını yanındaki sehpaya koydu ve “Seni hiçbir şey için zorlamıyoruz, akıllı bir gençsin, en doğru kararı vereceğine inanıyorum” dedi.

Görüntüsü gözlerimin önünden silinirken “Sözlerinizi düşüneceğim” dedim. Kafamın içindeki bilgisayardan yüz ifadeleri klasöründeki fotoğrafları slayt gösterisi halinde karşı duvara yansıtmasını istedim. Kafamdaki bilgisayar evin ana kumanda sistemine bağlandı ve resimler karşımdaki duvarda belirmeye başladı. Hayatta ne yapmam gerektiğini hiç bilemiyordum.

Görsel Kaynağı: https://unsplash.com/photos/_6HzPU9Hyfg

Coin Marketplace

STEEM 1.08
TRX 0.14
JST 0.127
BTC 56487.85
ETH 4279.23
BNB 664.84
SBD 6.99