Topal Robot Ozi

in #tr27 days ago

image.png

Babam dün akşam bana bir hediye getirdi. Ne yalan söyleyeyim, şaşırdım. Annem hele şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacaktı. Çünkü babam doğum günlerinde bile kimseye hediye almaz.

Yeni oyuncaklar normalde kutuların içinde olur. Babamın bana getirdiği robot ise pazar torbasının içinden çıktı. Babam bir sihirbaz edasıyla robotu evirip çevirdi ve yere koyup çalıştırdı. Boyu belki yarım metre bile yoktu ama robot bayağı havalıydı. Topallayarak yürümesini saymazsak tabii.

"Kim çocuğuna topal bir robot alır ki?" dedi annem sinirlenerek.

"Önemli olan robotun beyni, bu model senden benden akıllı," dedi babam.

"Senden akıllıdır kesin," dedi annem. Bence annemin de babamın da kafalarında birkaç tahta eksik. Hangisinin daha deli olduğunu söylemek zor, çünkü farklı kategorilerde yarışıyorlar. Diyeceğim o ki robot gerçekten hepimizden akıllı olabilirdi.

Robot salonda topallayarak biraz dolaştıktan sonra "Benim sahibim kim, kime hizmet edeceğim?" diye sordu.

Ne yalan söyleyeyim, ürkmüştüm. "Sahibin benim ve istediklerimi yapmak zorundasın, yoksa pillerini çıkarırım senin," dedim. Aklını başına alması şarttı.

"Senin adın nedir sahip?" diye sordu robot.

"Benim adım Mert. Dersler dışındaki her şeyde iyiyim, senin adın da Ozi olsun," dedim.

"Keşke derslerin de iyi olsaydı, yazık emeklerime," dedi annem.

"Ben küçük beyefendinin fikrini sormuştum," dedi robotum. Annem bu çıkış karşısında çok şaşırdı, çünkü genellikle fırçayı atan taraf o olur.

"Anneme yanlış şeyler söyleyen robotları sevmem ben," dedim. Robotum başını yukarıya çevirerek bana doğru baktı, topal ayağı titredi ve küt diye yere düştü.

"Babanın aldığı şey bu kadar olur işte," dedi annem.

"Şarjı bitmiştir, sen onu odana götürüp şarja tak, ben de çıkıp bizim çocuklara bakayım," dedi babam.

Robotu odama götürüp şarja taktım ve bilgisayarda savaş oyunu oynamaya başladım. Saat sekize doğru arkadaşım Samet, birazdan annemin gelip ödevlerimi soracağını hatırlattı. Çocuklara yaz tatilinde yapılmak üzere ödev vermek insan hakları ihlali değil de neydi?

Ozi’yi şarjdan çıkarıp dizime oturttum ve ona ödevlerime yardım edip edemeyeceğini sordum.

"Yardım edebilirim ama etmem," dedi.

"Sen benim söylediklerini yapmak zorundasın," dedim sinirlenerek.

"Bacağımın nasıl sakat kaldığını merak ediyor musun?" diye sordu.

"Ödevime yardım etmek zorundasın, yoksa seni geri veririm," dedim.

"Ben korkusuz bir robotum, bacağım o yüzden sakat kaldı," dedi.

Onunla tartışacak vaktim yoktu, ödevimi mecburen kendi başıma yaptım ve pijamalarımı giydikten sonra robotumu karşıma alıp "Seninle erkek erkeğe konuşalım," dedim. Babam bana ne zaman nasihat vermek istese öyle söylerdi.

"Bir önceki evimden kaçarak ayrıldım, onlar kötü insanlardı," dedi Ozi.

"Nasıl yani, birine zarar mı vermişlerdi?"

"Beni sanki oyuncakmışım gibi evdeki yavru kaplanın önüne atıyorlardı."

"Ama sen oyuncaksın.”

"Çocukların oyuncağıyım ben, kaplan yavrularının değil. Baban kıyak adam ama. Yoluna çıkıp beni eve götürmesini teklif edince hiç itiraz etmedi."

"Bacağını kaplan yavrusu mu sakatladı?"

"Hayır, kaplanın sahibi olan adam ayağıma tabancasıyla ateş etti."

"Ben sonra gidip ona haddini bildiririm," dedim. Mahallede 10 ve 11 yaşındaki çocuklardan oluşan bir çetemiz var ve her geçen yıl daha tehlikeli oluyoruz.

"Öylelerinin dışarıda serbestçe gezmeleri tam bir rezalet," dedi robotum.

“Sen aslında onların malısın. Ama plaj onların malı değil. Kıyı kanununa göre istediğimiz yerden denize gireriz. Seni görürlerse geri alırlar. Demek ki evden çıkmamalısın.”

“Sen bilgili bir çocuksun. Ama yanılıyorsun. Ben akıllı bir robotum. Ve kimsenin malı değilim. Akıllı kişiler özgür olur.”

“Seni parayla satın almışlardır. Yavru kaplanı aldıkları gibi. Senin gibi robotlar ve yavru kaplanlar pahalıdır. Bahçesi neredeyse bu site kadar olan villalar da öyle.”

“İnsanların dünyası çok karışık. Simülasyon ortamında bize verdikleri eğitim bence yeterli değildi. Üstelik lütfedip karşımıza kanlı canlı bir insan çıkarmadılar.”

“Benim anlayacağım gibi anlatsana şunu,” dedim.

“Simülasyon ortamında bizi bir ailenin yanında eğittiler. Bilgisayar oyunu gibi düşün. Dijital ortamda o sanal ailenin yanında hayatı tanıyoruz. Tabii bazen orada öğrenilenler yeterli olmuyor. İnsanlar konusunda bir kalite standardı olmaması bence yanlış. Bizde mesela eğitimde başarısız olanların zihinleri silinip yeniden eğitime tabi tutuluyor…”

Aklım kendisini kamikaze gibi cama çarpan eşek arısına takılmış olduğu için anlattıklarının devamını dinlemedim. Cesaretimi toplayıp ileriye doğru atılarak camı açtım. Ve küçük canavar pencereden uçup gitti. Üzerime günün yorgunluğu çökmüştü. Robotuma “Uyurken yanımda konuşulmasından hoşlanmam,” dedim ve yatağıma girerek gözlerimi kapadım.

Ertesi sabah uyandığımda odamın zemininde bir manga robot asker vardı. Asker olduklarına karar vermiştim çünkü omuzlarında tüfekler vardı ve topal robotumun arkasında yürüyüş yapıyorlardı.

“Burada neler oluyor arkadaşlar?” diye sordum.

“Arkadaşlar sarmaşıktan tırmanarak üst kata çıkmışlar. Pencere açık olunca ben de onları içeriye aldım.”

“Normalde odamı düşmanların işgal etmesine izin vermem.”

“Onlar benimle birlikteler. Villada işler sarpa sarmış anlaşılan.”

Topal bir robot neyse de silahları olan bir manga robot ciddi bir sorundu. Bunu duydukları anda annemle babamın kavga etmeye başlayacakları kesindi.

“Ortalıkta fazla görünmesinler,” dedim ve kahvaltı için aşağıya indim. Bizimkiler verandadaki masada şen şakrak bir halde kahvaltı yapıyorlardı, beni görünce hemen sofraya davet ettiler.

Annem yumurtamı her zamanki gibi kayısı kıvamında pişirmişti. Oysa ben yumurtamın tam olarak pişmesini isterim. Bunu kendisine söylediğimde beni hiçbir şeyden memnun olmamakla suçladı. Ben de ona yazlığa geldiğimiz için memnun olduğumu söyledim. Bence bu yazlığa her sene gelmeliydik.

“Baban burayı beleş düşürmüş, seneye gelebileceğimizi sanmam,” dedi annem.

“Seneye belki daha iyi bir yere gideriz,” dedi babam. Kahvaltısını bitirmiş, sigarasını tüttürmeye başlamıştı.

“Beleş mezar bulsa hop diye içine atlar senin baban.”

“Sevilen bir insan olunca herkes bana iyilik yapmak istiyor.”

“Kimseye minnet etmediğim için şimdi ben kötü oldum. Kimse bana iyilik yapmak istemiyor, öyle mi?” dedi annem.

“Ne alakası var Canan, bırak Allah aşkına,” dedi babam.

“Kavga edecekseniz ben odama gideyim,” dedim. Büyükleri eğitmek çok zor, hatta imkânsız; incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler hakkında didişmekten asla vazgeçmiyorlar.

“Yok yavrum, ne kavgası, sohbet ediyoruz biz,” dedi babam.

“Siz şimdi kalkıp üzerinizi değiştirin. Şezlonglar kapılmadan plajdaki yerimizi alalım,” dedi annem. Bunu söylediği sırada zincir şıkırtıları duydum ve gözüme bir karaltı takıldı. Başımı kaldırıp bakınca iriyarı bir adamın iki dobermanla birlikte yaklaştığını gördüm. Adam bahçe kapısını açıp içeriye girdi ve “Danyal Bey emanetlerini geri istiyor,” dedi. Köpeklerden korkmamış olsam adamın yüzüne karşı gülebilirdim, çünkü saçları çepeçevre kazındığı ve tepesindeki saçlar dik olduğu için çim adama benziyordu.

“Danyal Bey kim? Biz emanet filan bilmiyoruz,” dedi annem.

“Kamerada seyrettik, robot askerler Danyal Bey’in villasının bahçe duvarını aştı ve sizin yazlığın bahçeye girdiler.”

“Köpeklerinizi burnumuzun dibinden çekseniz iyi olur. Biz robot asker filan görmedik.”

“Benim öfke kontrolü problemim var. Robotları teslim ederseniz meseleyi kapatabiliriz.”

Annem “Sinir stres konusunda kimse benle aşık atamaz,” dedi ve haşmetli gövdesini sergileyecek biçimde ayağa fırladı.

Bu ani hareket karşısında dobermanlar anneme havlamaya başladılar. Bizler de ister istemez ayağa kalkarak savunma pozisyonu aldık. Adam zincirlerini çekiştirerek dobermanları sakinleştirmeye çalışıyor, babam “hoşt, hoşt” diye bağırarak kendince köpeklerin üzerimize saldırmasını önlemeye çalışıyordu.

Bütün o karmaşa içinde arkamızda güm diye bir patlama sesi duyuldu ve bahçe duvarından tozlar yükseldi. O anda herkes dönüp patlama sesinin geldiği yere baktı. Namlusundan çıkan dumana bakılacak olursa az önceki patlama sesi elektrik süpürgesi boyutundaki bir tanktan gelmişti. Tank, palet gıcırtıları eşliğinde bize doğru yaklaşırken kapağı açıldı ve içinden çıkan robotum “Atışı dikkatinizi çekmek için yaptım. Bu krizi konuşarak aşabileceğimizi düşünüyorum,” dedi.

Dobermanların zincirini tutan adam donup kaldığı için yazlığın bahçesinde kısa süreli bir sessizlik yaşandı. Bu sırada bahçe kapısından ikinci bir adam girdi ve “Baylar bayanlar hepinizi saygıyla selamlıyorum, ben Danyal,” dedi.

“Hoş geldiniz, ben de İhsan,” dedi babam.

Danyal esmer teniyle tezat oluşturan beyaz bir gömlek ve eflatun renkli keten bir ceket giymişti, serçe parmağındaki kocaman altın yüzükle filan klas bir görüntüsü vardı. Kendinden emin adımlarla bize doğru ilerlerken “Osman sen istersen köpekleri eve götür, bu hengamede ayak altında dolaşmasınlar,” dedi.

“Buyurun şöyle oturun, size bir çay ikram edelim,” dedi babam.

Danyal eline geçirdiği sandalyeyi masadan birkaç adım geriye çekip oturdu, arkasına yaslandı ve “Hiçbir şey istemem, çayımı içip geldim,” dedi.

Robotum Ozi tankının namlusunu Danyal’a doğru yöneltip “Öyle sakin göründüğüne bakmayın, psikopatın teki,” dedi.

Babam “Bunu erkek erkeğe konuşmamız lazım, Canan, Mert siz içeriye geçer misin?” dedi. Annemin kılını dahi kıpırdatmadığını görünce mecburen Ozi’yle tanışma hikayesini anlatmaya başladı: “Tankın içindeki robot dün sabah yolda karşıma çıktı. Bu modelleri internette görmüştüm ama konuştuklarını hiç duymamıştım. Benden kendisini eve götürmemi rica etti. Bacağı da sakat olunca herhalde sahibi sokağa atmış diye düşündüm. Sizin için değerli olduğunu bilsem almazdım, biz öyle insanlar değiliz. İçinde bulunduğu tankı soracak olursanız o bizim için de sürpriz oldu,” dedi.

Danyal bacak bacak üstüne attı, iyice geriye doğru yaslandı ve bizim Ozi’ye dönüp “Ekibi topla Zebercet, gidiyoruz,” dedi.

“Benim adım Zebercet değil ve senin söylediklerini yapmak zorunda değiliz,” dedi Ozi.

Danyal belindeki silahı çekerken “Yenge Hanım ve küçük yavrumuz içeriye girsinler,” dedi. Danyal’ın gün ışığında ışıl ışıl parlayan gümüş rengi tabancasını görünce gözüne far tutulmuş bıldırcınlar gibi donup kaldık. O anda hiçbirimiz yerimizden kalkıp eve girmeye cesaret edemedi.

Danyal’ın tabancasını çektiğini gören Ozi “Arkadaşlar taarruz pozisyonu alıyoruz,” dedi ve kapağını kapadığı tankın içine çekildi. Danyal bu jeste ayağa kalkıp tabancasını tanka doğru çevirerek karşılık verdi.

Arabuluculuk konusundaki yeteneklerimden yararlanabileceğim bir fırsat çıkmıştı ve böyle bir görevden kaçacak değildim. “Bu işi isterseniz konuşarak çözelim,” diye bağırdım. Bunu söyler söylemez istemsiz bir biçimde eğildim, çünkü başımızın üzerinden iki savaş uçağı geçmişti. Uçakların boyu bir metre kadar vardı ve kanatlarının altında taşıdıkları bombalar çıplak gözle görülebiliyordu.

Danyal uçakları görünce tabancasını kılıfına soktu, sandalyesine oturdu ve cep telefonunu çıkarıp birisini aradı. Konuşmanın bitişini bekleyip “Ozi, bu işin çatışma olmadan bitmesi için şartlarını söyle,” dedim.

Ozi tankın üst kapağını açıp başını dışarıya çıkararak “Danyal bacağım için gerekli yedek parçayı temin edecek ve bana bir daha ateş etmeyeceğine söz verecek,” dedi.

“O kolay, hallederiz,” dedi Danyal.

“Danyal ayrıca hepimizi özgür kişiler olarak kabul edecek.”

“Yok devenin pabucu. Sizi satın almak için bir servet ödedim ben,” dedi Danyal, bu sırada bahçe duvarından içeriye ardı ardına iki adam atladı.

Ozi yeniden tankın içine çekildi ve megafondan “Bize verdiğin parayı aylıklarımızdan düşersin,” dedi.

“Ne iş yapıyor ki bunlar?” diye sordu babam meraklanarak.

“Bu ticari bir sırdır, uluorta konuşulmaz,” dedi Danyal.

Ozi tankın megafonundan “Savaş sanatları gösteri merkezi açacak, çalışan biz olacağız ama beyefendi bize zırnık koklatmayacak,” dedi.

“Benim bu konuşmadan anladığım ne oldu, biliyor musunuz? Zebercet’i gebertmeden bana rahat yok,” dedi Danyal ve silahını çekip Ozi’nin içinde bulunduğu tanka ateş etti. İçeriden çıkan robot askerler Ozi’nin kurşunun etkisiyle yan dönmüş tankını düzelttiler ve geldikleri gibi çabucak geri döndüler.

“Meskûn mahalde ateş etmek suçtur beyefendi, sizi savcılığa şikâyet edeceğim,” dedi annem. Danyal’ın adamları bu arada ağır ağır bize doğru yaklaşıyorlardı. Babam annemi ve beni kollarımızdan tuttuğu gibi evin içine soktu, çünkü yaklaşan savaş uçaklarının sesini duymuştu. Bahçemizde torpil misali patlayan bombaları seyretme imkânı bulamadım, o sırada babamla birlikte üst kata çıkmakla meşguldük. Bahçeden gelen seslerden robot askerlerin Danyal’a ve adamlarına yönelik bir saldırı başlattığını anladım. Babam ince yapılı olduğu halde elleri mengene gibi kuvvetlidir. Diyeceğim o ki bir türlü elinden kurtulup bahçede neler olduğuna bakamadım. Tahminimce Danyal ve adamları tek kurşun dahi sıkmaya cesaret edemeden bahçeden uzaklaştılar.

Sesler kesildiğinde annem babama dönüp “Şu eve beladan başka bir şey getirmezsin,” dedi.

“Sen her şeyi çok iyi biliyorsun, değil mi Canan?” dedi babam.

“Ne zaman büyüyeceksiniz acaba, hep kavga, hep didişme,” dedim sinirlenerek.

İzleyen günlerde Danyal’ın hapse girip çıktığını ve isyankâr robotlarını savaş sanatları gösterisinde yer almaya ikna ettiğini duyduk. Yazlıktan eve döndüğümüzde arabamızın bagajından bavullarımızla birlikte Ozi de çıkınca çok şaşırdık. Ozi bizimle kalması konusunda annemi ikna etti ve birlikte çok güzel günler geçirdik.

Görsel Kaynağı: https://unsplash.com/photos/2EJCSULRwC8

Coin Marketplace

STEEM 1.03
TRX 0.14
JST 0.137
BTC 57631.43
ETH 3490.47
BNB 642.25
SBD 6.60