Bilimkurgu Romanı - Yerşehir - Bölüm 28

in #yersehir2 years ago

image.png

Yeryüzünde gerçekleşen son çatışmada verilen kayıplar ve Yerşehir halkının çektiği açlık Umay’ı çok üzdüğünden son dönemde doğru dürüst bir şey yememiş, epeyce kilo vermişti. Resmi görevler sırasında giydiği kollarında ve eteğinde çift başlı kartal işlemeleri olan kırmızı elbisesi artık ona bol geliyordu. Büyük saldırının zamanı yaklaştıkça askeri operasyonun detaylarına daha fazla girmiş, ancak yaptığı bu çalışmalar duygularını yatıştırmaya yetmemişti. Yüreğinden taşan duyguları ifade etmek için oturup Yerşehir’in akıbetine dair bir şiir yazdı.

IŞIK BAHÇELERİ
Sabah güneşi parlak başını doğudan
Altın bir kalkan gibi yükselttiğinde
Başımı kaldırıp havanın yüzüne baktım
Bakır tırnaklı gök kuşu yukarıda
Yaydan fırlamış bir ok gibi süzülüyordu
Dünya bir güzellik ve tazelik kazanmıştı

O gün solgun şimşek kamçılı, kızıl bulut kenarlı,
Gökkuşağı dizginli bir ilah bana zaferi müjdeledi
Zaman gümüş tüylü bir kısrak kılığına girmişti
Sanki düşümde Tanrıların elleri bana değmişti
O gün kirpiklerim gözyaşı içinde kaldılar
Yüreğim bir kuş gibi gökyüzüne yükseldi

Düşümde uzun boyunlu beyaz bir kuğu gördüm
Büyülü beyaz tülü içinde nazlı bir edayla salınıyordu
Belki kızıl çam üzerindeki kızıl yumurtadan doğmuştu
Belki Simurg’un sırtında uzak diyarlardan gelmişti
Beyaz kuğu gökten inen yoğun cevhere benziyordu
Güzel göğsü yuvarlak mermer bir vazo gibi parlıyordu

Başımı kaldırıp bir daha havanın yüzüne baktım
Hava yüzüne bakılamayacak kadar korkunçtu
Fırtına tanrısının saçtığı yalım göğü aydınlatıyordu
Gök haykırdı, yeryüzü gürledi ve karanlık çöktü
Yıldırım yere düştü ve duman katran gibi koyulaştı
Gökyüzünden üzerimize beyaz bir ölüm yağıyordu

Yakında kızlarımız doğacak, ağızları ateş kızılı, gözleri ela
Kızıl çam ağacının altındaki beşikte uyuyan oğullarımız
Saçları lavlar gibi dalgalanan ela gözlü kızlarımızla birlikte
Ellerinde doğruluk çiçekleri taşıyarak ufka yürüyecekler
Yurdumuzun üzerinde gezinip şarkı söyleyecek kumrular
Korkmayın kardeşlerim, yeryüzü hepimizin ışık bahçesi olacak

Yeryüzündeki ışık toplayıcıları robotlar tarafından imha edildiği için başkanlık sarayının ışık bahçesinde yapraklar sararmış, çimenler kurumuştu. Saldırı sonrasında yeni ışık toplayıcıları inşa edilmiş olsa da bahçedeki solgunluk hali sürüyordu. Bahçenin ortasındaki açıklık alanda bulunan oval biçimli masa Umay’ın savaş hazırlıkları için kullandığı komuta merkezi haline gelmişti. Akman ve Tamra Umay’ın sağında ve solunda oturuyordu, saldırı planlarına son halini vermeye çalışıyorlardı.

“Dün gece aklıma bir soru takıldı. Sabaha kadar uyuyamadım” dedi Akman.

“Hayatımda tanıdığım en rahat adamsın. Uykunu kaçıran soruyu merak ettim” dedi Umay.

Umay haklıydı, insanların önemsediği saygınlık, servet, gönül ilişkileri, kişisel sorumluluklar gibi meseleleri Akman hiçbir zaman kafasına takmamış, herhangi bir konuda sorumluluk almaktan özenle kaçınmıştı. Kendisini sadece felsefeye karşı sorumlu hissetmiş, belirli sayıda eser verdikten sonra felsefeyi de bir kenara bırakmıştı. Akman hiçbir şeye sahip olmamayı tavsiye eden kinik felsefeyi neden benimsediğini yeni yeni anlıyordu. Sahip olunan her şey kişinin sırtına bir sorumluluk yükü bindirirdi ve Akman rahat yaşamayı severdi. Gençliklerinde Umay’la ilişkilerinin yürümemesinin sebebi de buydu. Yaptığı bu tercihin zihnini felsefeye odaklamasına yardımcı olduğu doğruydu, ancak zaman geçtikçe hayattan beslenmeyen felsefi çalışmaları da eski canlılığını kaybetmişti. Robotlara karşı savaşta verdiği sorumluluk için Umay’a minnet duyuyordu, çünkü hayatı yeniden anlam kazanmıştı. Nihayet yeteneklerini tam bir adanmışlıkla seferber edeceği kutsal bir davaya sahip olmuştu. Ortak davalarına hizmet etmek ve kendisini Umay’a beğendirmek için bunca yoğun çaba sarf etmesine kendisi de hayret ediyordu.

Akman’dan bir süre ses çıkmayınca “Bizimle misin? Uykunu kaçıran sorudan söz ediyorduk” dedi Umay.

“Robotların davranışları tutarlı değil. Eylemlerinin ardındaki motivasyonları halen çözebilmiş değilim”

“Biraz açar mısın?”

“Hayvanları andırıyorlar ama bazen bilinçli gibi davranıyorlar. Ahırlarımıza ve seralarımıza yaptıkları saldırı planlı ve organizeydi. Öyleyse savaş arabalarının üzerini sığır derisiyle kaplayarak onları nasıl kandırabiliyoruz? Bazı şeyleri geç fark ediyor gibiler.”

Başından itibaren konuşmaları büyük bir dikkatle dinleyen Tamra araya girdi: “Bunu ben de çok düşündüm. Birileri bazen onları yönlendiriyor.”

“Bu yönlendirmeyi engellemek için ne yapmalıyız?” diye sordu Umay.

“Terk edilmiş karargahları Tanrılarıyla kurdukları iletişime hizmet ediyor galiba” dedi Tamra.

“Onları yönlendiren varlıklar uzaktaysa iletişim uzun sürüyordur.”

“Nasıl bir karar mekanizmasına sahip olduklarını anlayamıyorum” dedi Umay, kafası karışmıştı.

“Eylemlerimize verdikleri bilinçli tepkiler bazen aynı gün içinde bazen aylar sonra gerçekleşiyor. Ayrıca anladığım kadarıyla metal sinekler Persepolis’e saldırmamış.”

“Bence artık bu değerlendirmeleri yapmak için çok geç. Aksiyon planımıza sadık kalalım” dedi Tamra.

Akman gözlerini kısarak bir süre düşündü ve “Karargahlarını yıkıp Tanrılarıyla iletişimlerini keselim. Böylece her biri sıradan birer hayvana dönüşür” dedi.

Işık bahçesi birdenbire aydınlandı, dışarıda güneş açmış olmalıydı, Tamra artan ışığın verdiği ilhamla ayağa kalkıp masanın çevresinde kısa bir tur attı. “Keşke biraz daha zırhlı aracımız ve ağır topumuz olsaydı. Ya da onları üretecek vaktimiz.”

“Karargahlarının kulelerini yıksak yeter. Hatta kulenin sadece üst kısmını” dedi Akman.

“Bizi orada öylece savunmasız beklediklerini mi varsayıyoruz?”

“Ziyaretimiz sırasında karargâhın korunduğuna dair bir izlenim edinmemiştik. Uçağımızı havaya uçurmalarını saymazsak tabii”

“Kara göle yapacağımız operasyon bana daha önemli görünüyor” dedi Umay. İçinde boylarını aşan bir işe kalkıştıklarına dair bir his vardı. “Hader haklıydı, gücümüzü aşan bir işe giriştik.”

“Göle vereceğimiz elektrik işe yaramazsa ne olacak? Kuleler için tek bir tim bile yeterli olabilir.”

Umay günlerdir büyük saldırı hakkında yaptıkları tartışmalardan sıkılmıştı. Bir türlü içlerine sinecek bir harekât planı oluşturamamışlardı. “Tek dileğimizin kentimizin çevresinde özgürce yaşamak olduğunu anlamış olsalardı keşke. Dünyayı kurtarmak gibi bir niyetimiz yok.”

“Belli ki saldırı planını daha fazla geliştiremeyeceğiz. Geleceği tahmin etmeye çalışmayalım. Bir an önce saldıralım” dedi Akman.

“Kulelere saldırmayalım. Hem gücümüzü bölmüş, hem de onları kızdırmış oluruz.”

Umay Tamra’ya dönüp “Zihnimi toparlamakta güçlük geçiyorum. Bütün olası senaryoları bir kâğıda yazıp üzerinden geçeceğim. Birliklerimiz yarın ya da öbür gün saldırıya geçmek için hazır olsunlar. Şimdilik son planımıza sadık kalacağımızı varsayabilirsiniz” dedi.

Sort:  

"ışık bahçeleri" ve "akman" bende daha kalıcı etki bırakmış olacak ki, bitireli ne kadar zaman oldu, ara ara yine aklıma geliyorlar ;)